Saturday, March 20, 2010

baharı beklerken


Baharı bekleyen kumrular gibiyiz bugünlerde... Dünkü sımsıcak hava bizi parklara, göl kıyısına taşırken bugün kar yağıyor. En çok üzüldüğüm de şaşırtıcı 20 derecelik sıcaklığın keyfiyle tomurcuklanan ağaçların, hemen ertesinde yağan kar ile tir tir titremeleri... Chicago'nun baharı böyle işte, bir gün tişörtle gez, gezintilere dal, ertesi günü eve tıkıl! Bu kadar havadan sudan yeter, ama gerçekten de baharı bekliyoruz oğlumla, hatta yazı, 7 Mayıs'tan Haziran başına kadar kalacağımız Türkiye seyahatimizden sonra, tüm yazı mümkün olduğunca keyifli ve hareketli geçirelim istiyorum.

Mart'ın ikinci haftasında Boston'daydık, eşimin işleri için yaptığımız bu tür seyahatler bizim için çok keyifli oluyor. Babil doğduğu günden beri hep kendi yatağında uyudu, biz öyle alıştırdık, tatil zamanlarında ortamı yadırgadığından uyku sorunu olmasın diye yanımızda yatırıyoruz, zaten ayrı yatak gelirse orada yatmak istemiyor, eh bizim de canımıza minnet tabii. Tüm gün gezme, tozma, eğlence, keyif. Ben tüm hazırlıkları bir yana ailecek seyahati çok seviyorum, yoruluyorum ama keyfi bir başka oluyor.

Babil uzunca bir süredir ayağa kalkıp eşyalara tutunarak dolanıyor artık. Ellerinden tuttuğumuzda yürüyor, henüz kendi kendine yürümüyor, bakalım Türkiye'ye gidene kadar yürür mü? İştahı iyice değişti, herşeyi kendi kendine yemek istemesi bir yana herşeyi gün be gün seçer oldu. Bir gün koca kase brokoli yer, üç gün sonra yüz buruşturur. Bir gün balık yer, koca porsiyonu lop lop ağzına atar, ertesi hafta balıklar yerleri duvarları süsler. Çok alem! Yemekleri yerlere atmaya başladığı anda ve de tüm seçenekler tükendiğinde hemen koltuğundan alıyorum, yemek faslını bitiriyorum. Bir gün sabah da öğlen de direnmişti yememek için, akşama öyle bir acıkmıştı ki herşeyi silip süpürmüştü, bu da zaten asla kendisini açlıktan bayıltmayacağına dair kanıt oldu bana! Çoktandır sofradan biz ne yersek onu veriyoruz, bu sayede biz de az tuzlu yer olduk. Ben zaten deniz tuzu kullanıyorum, rafine tuzlardan çok daha doğal. Bir de tuz yerine "kelp" adı verilen iyot içeren bir tür deniz yosununun baharat gibi unufak edilmiş şeklini kullanmayı da tavsiye ederim.

Kitaplarına bayılıyorsun oğlum, raftan hepsini yere indirip, sayfalarını çevirerek uzun uzun bakıyorsun, sana kitap okuduğumuzda ilgi dolu dinliyor, yazıları, resimleri inceliyor, bir sonraki sayfayı heyecanla çeviriyorsun. Canım oğlum, gündüz bazen bir saatlik ama genelde bir buçuk iki saatlik tek uyku uyuyorsun artık, gece de on iki saatlik uykun var, gündüzleri tek uyku uyuman bizim de gündüz programlarımızı rahatlattı, öğle uykunun öncesinde ve akşamüstü iki ayrı plan yapabiliyoruz artık.

Seninle uzun uzun sohbetler ediyoruz, bana cevaplar veriyorsun, belli başlı komutlarımı da anlar oldun. Mesela topu atmanı istediğimde bana atıyorsun, ya da yapmanı istemediğim bir çok muzipliği de anlar oldun. Amerikan işaret dilini de kullanıyoruz, kelime dağarcığını genişletmene seninle yaptığımız uzun sohbetler kadar bu dilin de faydası oluyor sanırım, her kelimenin, anlamlar evreninde ve somut dünyada karşılığı var, bunu anladın bile sen! İlk önce öğrendiğin su kelimesi oldu, işaretini yaparak su dediğim anda hemen bardağını arıyor, sürahiye bakıyorsun, su nereden geliyor biliyorsun. Daha tutarlı bir şekilde ve kelime dağarcığını genişleterek devam etmek istiyorum, bilimsel olarak da çocuklardaki dil gelişimine faydaları olan bir çaba bu, bir de konuşmanın geliştiği dönemde çocukların kendilerini ifade etmede yaşadıkları zorlukların gerginliğe dönüşmesini engelliyor bir yerde, istedikleri neyse söyleyip işaret ediyorlar, düşünülenin aksine konuşma tembelliği yaratmıyor, aksine kelime dağarcığını genişletirken düşünceyi ifadeye çevirmeye teşvik ediyor, daha az tembel ve tutarlı olmalıyım bu konuda. Ama tabii sana tutarlı bir şekilde işaretleri yapmam için benim de öğrenmem gerekti. Su, yemek, ekmek, top, kitap, üzüm, tavşan, kedi, köpek, balık, uyku, banyo, elma, anne, baba, kız, oğlan, bebek, biraz daha, bitti, gel, muz, araba, uçak, ördek, kuş... kullandığımız işaretler arasında şimdilik aklıma gelenler. Özellikle kitap okurken bu işaretleri de kullanıyoruz, ifadelerimiz daha da eğlenceli hale geldi! Kitaba bakıyorsun, kelimenin yazılışına, kelimenin temsil ettiği resme, bir yandan da benim yaptığım işarete, söylediğim söze, ardından bir sonraki kelime için heyecanla sayfayı çeviriyorsun. Gün be gün algılayış biçimlerini gözlemlemek çok keyifli bebeğim!

Saatlerce salıncakta sallanıp çılgın kahkahalar atan Babil'im, banyoda buruşana kadar keyif çatıp hiç çıkmak istemeyen mis kokulum, tüm dolapları açıp karıştıran, mutfağın altını üstüne getiren meraklı minnoşum, topu bize oynamak için atan o güzel ellerini öpe öpe deli oluyorum, seni sevmenin tadına doyamıyorum.

2 comments:

ela selin said...

Ah ne güzel isaret diliyle konusmayi söktü demek Babil. Ben böyle sistematik olmasa da bazi seyleri isaretle anlatiyorum, anliyorum. Dedigin gibi konusma öncesi gerginligi azaltiyormus. Bizimki de bayagi birseyler anlatiyor vücut dili ve sözcüklerle. Kisiligini ortaya koyuyor yavas yavas, cok sevimli.
Umarim biz de Mayista gelebiliriz de ikisinin elele tutusarak yürüdügüne sahit oluruz...

dörtmevsim said...

Caniim ne guzel olur hem de! :)