Tuesday, November 24, 2009

ikinci kış

İlk karın düşmesine az kaldı, her mevsimin yaşandığı şehirlerde olmayı severim, ne sürekli yaz, ne de sürekli kış olmasını isterim, ara mevsimlerin ruhu okşayan, kalbi yumuşatan yanını ararım. İlk karın düşmesine çok az kaldı. Babil, oğlum, karlı, soğuk bir günde gelmiştin aramıza, dokuz aylık olalı iki hafta geçti bile, hem karnımda, hem de aramızda kaç mevsim geçirdin oğlum. Seni sıcak tutmak için binbir düşünceyle donandığım o ilk günleri düşünüyorum; miniminnacık bir insanoğlu, anasının sıcak karnından soğuk dünyaya gelmiş. Seni eve babaannenin aldığı kiraz desenli kıyafetin ve doğumuna çok az kala bulduğum kahverengi ayıcık kış tulumunla getirmiştik. Evimizde baban, sen ve ben, üçümüzdük. Hayatım boyunca burnumda mutluluk ve umut dolu bir sıcak sızıyla duyumsayacağım bu ilk günler zihnimde canlanıyor. Sana hamileliğim süresince, doğumun ve sonrasında nerede olduğumuz ve neler yaptığımız hakkında herşeyi çektiğimiz yüzlerce fotoğrafta bulabileceksin, ancak zihnimin ve yüreğimin en kuytusundaki detayları, izdüşümleri paylaştıkça bulacağız oğlum. Ben yazıyorum, seni, dünyaya gelişini düşünüyorum, hızla büyümeni, gelişimini hayranlıkla izliyorum. Geçirdiğimiz her günde senden ve seninle öğreniyorum.

Geçen sene bu zamanlarda senin odanı hazırlıyorduk, şimdi odanda sabah uykunu uyuyorsun. Bu perşembe Şükran Günü, bir arkadaşımızın evinde olacağız; bu günde özel bir kutlama yapmıyoruz ama yine de güzel yemek yemek ve sevdiğimiz insanlarla keyifli zaman geçirmekle bu günü bize özel kılıyoruz. Anneannenin yemekleri arasında çok sevdiğim Çerkez Tavuğu'nu yapacağım. Çok ilginçtir, kim bana tarif vermemi istese bir türlü beceremem, çünkü ölçü veremem, içine konanları biliyorum ama tam olarak miktarını veremiyorum, damağım ve hafızamdaki tada göre içine cevizini, sarmısağını, kişnişini eklerim, sanırım tarifi farklı kılan içine kişniş konulması, bir de çocukluğumdan kalma özel günler hatırası damak hafızası, anneannenin o güzel tarifi ve damağıma kazıdığı tat ile pek güzel yapıyorum bu mezeyi.

Günü yaşarken zamanın ne kadar hızlı geçtiğini anımsatır bana baban, bilsem de onun anımsatmaları beni kendime getirir, zaman hızlıca akarken seni doya doya sevebilmek, seninle dolu dolu zaman geçirebilmek keyfinin tarifi zor. Seninle ikinci kışımız oğlum. İlk kez kayak merkezine gideceğiz birlikte, ben acemiyim ama babanın ısrarıyla devam ediyorum, kayarken Southpark tiplemesi gibi duruyorum ama olsun, amaç doğa sporu hazzını yaşamak. Baban çok iyi kayıyor, fiziğine de çok yakışıyor bu spor, zaten o açık hava sporu insanı. Geçen senelerde gittiğimiz yerlerde emzikli minicik bebelerin arasında debelenirken kendi kendime "ben de bebemi küçükken getireceğim" demiştim, sen o zamanlar yoktun henüz. Yürümeye başladıktan sonra zamanı gelince öğreneceksin ve eminim çok seveceksin. İnsanoğlunun doğa ile olan mücadelesi, her türlü gelişmeye karşın doğanın öngörülemez hükmü, zaaflarımıza işaret ediyor. Bu spor türü bile bana bu gerçeği tekrar tekrar anımsatır.

Bu seneki ilk karı beklerken, şöminemizin sıcağında, seni mis kokunla koynumuza alıp ısınacağımız tatlı kış günlerini bekliyorum. Penceremizden dışarı bakıyorum, evimizin batıya bakan cam cephesini tüm yaz boyunca yeşillendirmiş ağaçlarımız son yapraklarını da dökmek üzere, havada usulca, ürkütmeden yanaşan bir kış karaltısı, gündüz olmasına rağmen yanan ışıklarımızı kapatıyorum, camın kıyısında öylece duruyorum, tatlı sabah uykundan uyanmanı beklerken...

2 comments:

ela selin said...

Canimmm! Ne kadar güzel yazmissin. Okurken tüylerim diken diken oldu.
Siz kayak yaparken Babil"e kim bakacak?? Buraya yollayin istersen:))

dörtmevsim said...

Bebelerin birakildigi yer var sanirim ama ben gunde 1-2 tur yapacagimdan o sirada babasi bakacak, hem zaten artistik kayisimla tum gun arz-i endam eylemem kayak pistlerinin gorselligine zede verebilir :)